Fenerbahçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fenerbahçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

İki Korkak Alman

13 Mart 2010 Cumartesi


Tarih 13.03.2010
G.Birliği 0 - Fenerbahçe 0

Maçtan futbol adına akılda kalan hemen hemen hiçbir şey yok. İki korkak teknik direktörün maçı kaybetmemek kaygısıyla belirlediği stratejiler izleyicilerin keyifsiz bir akşam geçirmesine sebep oldu. Bu maç ile ilgili tahminimin üst olduğunu yazmıştım. Ama maçtan önce çıkan kadroları gördüğümde tahminimde yanılacağımı anladım. Bir tarafın kulübesinde Semih, Guiza ve Özer. Diğer tarafın kulübesinde Kahe, Burhan ve Hurşut. Fenerbahçe maça tek santrafor Gökhan Ünal ile başlarken, Gençlerbirliği'nde de en ilerideki oyuncu tek başına Mustafa Pektemek.

Kazansa da kaybetse de Fenerbahçe ile ilgili her hafta aynı yorumları yapmak mümkün. Yapılan kötü yabancı transferleri ve bu oyuncuları oynatma ısrarı her hafta Fenerbahçe'yi biraz daha geri götürüyor. Ligin ancak orta sıra mücadelesi yapacak takımlarında forma giyecek kapasitedeki Cristian, Andre Santos ve Bilica'yı her hafta ilk onbirde izliyoruz. Bu oyuncular futbol adına olumlu bir şey ortaya koyamadıkları gibi hemen her maçta yaptıkları çirkin ve centilmenlik dışı hareketler ile sürekli kart görme riski ile karşı karşıya kalıyorlar. Bunun yanında bu akşamki maçta futbolcuların yüzünde hırs ya da inanç göstergesi de yoktu. Lugano Türkiye'ye geldiğinden beri belki en sakin maçını oynadı. Emre istekli olmasına karşın eski hırsı yoktu. Semih oyuna girerken eskisi gibi istekli girmedi. Bunların hepsi oyuncuların şampiyonlukla ilgili bir inancı olmadığını gösteriyor aslında. Takım içinde disiplinsizlik ve huzursuzluk tırmanmış durumda. Bu olumsuzlukların en önemli müsebbibi Christoph Daum.

Şimdi de herhalde hücum oyuncularını birbirine kırdırmaya çalışıyor. Hepsini birden aynı anda nasıl küstürürüm, hepsinin performanslarını aynı anda nasıl düşürebilirim diye düşünüyor olabilir. Belki eski Kayserispor modelini tekrar canlandırmak için Gökhan Ünal'ı tek santrafor olarak sahaya sürüp arkasına Mehmet Topuz'u yerleştirmiştir. Bunları düşünmek yersiz, zaten Daum'un ne yapmaya çalıştığını uzun süredir anlayamıyoruz. Tek gerçek; Fenerbahçe'nin bu sene şampiyonluktan çok büyük bir hızla uzaklaştığı ve bu şekilde devam edildiği durumda gelecek senelerin de iyi şeyler getirmeyeceğidir. Fenerbahçe'nin ihtiyacı olan, Brezilyalıları bir an önce takımdan uzaklaştırıp elindeki Selçuk, Bekir, Özer gibi karakterli oyuncuları kötü oynasalar dahi sürekli olarak sahaya sürmektir. Böylece en azından sezon sonuna kadar taraftarı mutlu edecek bir mücadele izleyebiliriz.

Gençlerbirliği'ne gelecek olursak; tek derdi oyunu berabere götürüp bir şans golü bulabilirse galip gelmekti Thomas Doll'ün. Takımın yıldız hücum oyuncuları yedek beklediği gibi bunlardan sadece Kahe oyuna dahil oldu ilerleyen dakikalarda. Hurşut ve Burhan'ı oyuna almayı bile düşünmedi. Fenerbahçe'nin en zayıf bölgesinin sol kanadı olduğunu herhalde Türkiye'deki tüm teknik direktörler farketmişlerdir. Burhan'ı bu akşam kullanmayarak Fenerbahçe'nin bu zaafından faydalanmamak bana biraz garip geldi. Sonuçta kendi takımının ligde herhangi bir hedefi olmadığından, Thomas Doll bu bir puanın çok iyi olduğunu düşünüyordur muhtemelen ve belki de haklıdır.

Maçın hakem dörtlüsü bence kötü bir yönetim gösterdiler. Özellikle gösterilen ve gösterilmeyen kartlarda çok yanlışlar vardı. Emre'nin Tozo'ya yaptığı faullerin sayısını hatırlayamıyorum bile. Ama Emre Tozo'ya yaptığı bu kadar faule karşın herhangi bir kart görmedi. En sonunda başka bir pozisyonda yaptığı hareketle yine maçı sarı kart görerek tamamladı. Aykut'un Gökhan'a arkadan yaptığı sert faul bence kırmızı kart olmalıydı. Aynı şekilde bir sonraki pozisyonda Gökhan Gönül'ün yaptığı çok net sarı kartlık faulde kart gösterilmedi. Santos'un Cem Can'ın önce bileğine bastığı arkasından ayak salladığı pozisyonu da Sayın Kamil Abitoğlu maç içerisinde göremedi.

90 dakikalık maçtan akılda kalanlar maalesef beraberlik için sahaya çıkan iki teknik direktör ve kötü bir hakem yönetimiydi. Bunun dışında futbol adına olumlu bir şey bulmak istersek, Gençlerbirliği defansında oynayan 1991 doğumlu Mahmut Boz'un performansından söz edebiliriz. Daha önce U-16 ve U-17 milli takımlarında da yer alan oyuncu genç yaşına rağmen soğukkanlılığı ve yaptığı yerinde müdahaleler ile dikkat çekti. Bu oyuncuyu biraz takip etmek gerekir eğer Thomas Doll forma vermeye devam ederse.   


4 Yılda Değişenler

2 Mart 2010 Salı

FENERBAHÇE 2005 - 2006




Ayaktakiler : Ümit Özat - Selçuk Şahin - Önder Turacı - F. Luciano - Nicholas Anelka - Volkan Demirel

Oturanlar : Mehmet Aurelio - Serkan Balcı - Tuncay Şanlı - Stephan Appiah - Alex De Souza


FENERBAHÇE 2009 - 2010



Ayaktakiler : Daniel Guiza - Colin Kazım - Andre Santos - Bilica - Önder Turacı - Volkan Demirel

Oturanlar : Gökhan Gönül - Gökçek Vederson - Emre Belözoğlu - Cristian Baroni - Alex De Souza


4 yılda çekilen iki fotoğraftaki farkları göz önünde bulundurursak, Fenerbahçe için olumlu olan sadece 2 isim görüyoruz : Emre Belözoğlu ve Gökhan Gönül. 4 yıl önce direkt forma giyebilen Selçuk Şahin ve Önder Turacı ise artık forma yüzü göremiyorlar. Bu sene Mehmet Topuz ve Özer Hurmacı gibi iki önemli transfer olmasına karşın, Colin Kazım gidene kadar Fenerbahçe yukarıdakine yakın bir kadro ile oynadı. (Bir de zaten Vederson yerine Roberto Carlos oynuyordu.)

Bu iki resimde dikkat edilmesi gereken asıl konu, Fenerbahçe'nin yabancı oyuncular konusunda düşen kalitesidir aslında. Bir tarafta Anelka, Appiah, Aurelio, Luciano diğer tarafta ise Bilica, Cristian, Guiza, Santos. Bu durumun yorumunu Sayın Aziz Yıldırım'ın vicdanına bırakıyorum.

Fenerbahçe is Under Construction

1 Mart 2010 Pazartesi



Sayın Christoph Daum'a sormuş gazeteciler maçtan sonra: "Daha önce hiç 7 maç üst üste kazanamadığınız oldu mu?" diye. Kendisi de "Hayır" diye cevaplamış "Bu bir ilk."

Taraftarının Avrupa'da başarı beklentisinin aksine sezona 3 yıl üst üste şampiyonluk parolasıyla giren Aziz Yıldırım ve Christoph Daum'un Fenerbahçe'si, sözde şampiyonluklar bir kenara dursun Fenerbahçe tarihine tersten rekorlar kazandırma peşindeler herhalde. Maddi olanaklar açısından Avrupa'nın birçok üst düzey takımı ile eşit seviyeye gelen futbol takımı, özlenen ve beklenen başarıyı bir türlü yakalayamıyor.

Bir şirket düşünün ki yaptığı birçok yatırıma karşın sürekli zarar ediyor. Şirket'in en tepesindeki kişi tabi ki CEO. Bu durumda ne yapmalıdır? Kurmaylarını çağırıp neyin kötü gittiği konusunda bilgi almalıdır. Kendisine verilen cevaplar tatmin edici olmalıdır. Yapılan yatırımlara ilişkin paraların ne şekilde ve hangi sebeple kullanıldığı kendisine açıklanmalıdır. Bu açıklamalar kendisini tatmin etmezse duruma el koymalıdır. 

Yapısı bozuk şirketlerde ise CEO kurmaylarını toplar ve fırçayı basar. Fırçayı yiyen kurmaylar bu durumu aynı şekilde astlarına yansıtır. Herkes bir altındakine ve sonuçta en alttaki bir personel kovulur. İşte sorun halledilmiştir. Hemen patrona haber verilir sorumlunun bulunup kovulduğu. ve bir süreliğine sular durulur. Ancak yapısal bozukluk devam ettiğinden aynı sorunlar ve başarısızlık tekrar tekrar ortaya çıkar. Her seferinde alttakilerden biri gönderilmeye devam eder. En sonunda şirketin sahibinin uyanıp CEO'dan hesap sorması gerekir. 

Fenerbahçe'nin durumu da böyle bir şirkete benziyor işte. Deniz'i hiç oynamadığı sağ açık pozisyonunda oynatarak tribünlere hedef gösterir ve ıslıklatırsınız. Böylece kendi yaptığınız hataları örtbas eder ve günah keçisini gösterirsiniz herkese. Maçtan sonra da "ilk defa 7 maç üst üste kazanamıyorum" ve "böyle oynarsak şampiyon olamayız" beyanları ile tüm oyuncuları hedef gösterirsiniz. Doğru bazı oyuncular kötü oynamıştır. Ama Fenerbahçe'ye transfer edilen bazı oyuncular Fenerbahçe'nin kalitesinin çok altında oyunculardır. Bu adamlar neden transfer edildi diye sorulması gerekir asıl. Emre'nin, Alex'in, Gökhan'ın zaman zaman kötü oynama hakkı vardır. Bu oyuncuların kötü oynadığı günlerde de diğer oyuncuların devreye girmesi gerekir.

Bir de "takım çok eksikti" ve "hakem Fenerbahçe düşmanı"cılar var ki en üzücü olanlar da bunlar. Fenerbahçe eksikti diyenlere hatırlatmak lazım kendisinin çok daha aşağısında bütçesi olan Büyükşehir Belediye'de İbrahim Akın, Herve Tum, Gökhan Kaba, Taner Gülleri, Okan Buruk, Marcin Kus gibi oyuncuların eksik olduğunu ayrıca Gökhan Süzen'in de ilk yarıda sakatlanarak oyundan çıktığını. Ellerindeki forvet oyuncuları şu an amatör ligde oynayan Bakırköyspor'da profesyonelliğe geçmiş 1984 doğumlu İskender Alın ve 1986 doğumlu Ali Güzeldal. Bu arada Fenerbahçe'nin kulübesinde hiç oyuna girmeyen Semih Şentürk ve Gökhan Ünal'ın oturduğunu da söylemek gerekir.

Bana kalırsa maçtan sonra Sayın Nihat Özdemir yenilginin vermiş olduğu acıyla talihsiz bir açıklama yapmıştır. Evet hakem maçı çok kötü yönetmiştir. Ancak durum sadece Fenerbahçe'nin aleyhine değildir. İkinci yarıda Ekrem'e kırmızı yerine sarı vermesi hatalı bir karardır. Ya da en azından bence Alex'e gösterdiği kırmızı kart çok ağır olmuştur. Ancak bu kararların öncesinde Cristian'ın Serhat'ın bileğine doğru yaptığı acımasız harekete de kırmızı kart göstermeyerek es geçmiştir.

Bu maçın çok da fazla teknik analizinin yapılmasına gerek olmadığını düşünüyorum. Fenerbahçe bu İBB'yi yenemiyorsa çok da fazla bahane bulmaya gerek yok. Zaten Fenerbahçe ligdeki son 4 maçında sadece 2 puan alabilmişse ve iyi futbol oynayamamışsa, tek bir maça odaklanmak yerine süreci değerlendirmek gerekir. Fenerbahçe gerek saha içinde gerekse saha dışında iyi yöneltilmemektedir. Bu sene şampiyonluk gelmesi durumunda dahi gelecek ile ilgili ışık vermemektedir. Yerli oyuncularının neredeyse tamamı milli takımlarda oynamış ve oynayan kaliteli oyunculardan kurulan Fenerbahçe'de, Cristian, Santos, Bilica, Güiza, Deivid gibi vasat yabancıların yeri yoktur. Artık sırf Güney Amerikalı olduğu için oyuncu transfer etmekten vazgeçilmelidir.

Fenerbahçe Spor Kulübü'nün gerçek sahibi Fenerbahçe taraftarıdır. Takımı yöneten kişiler de bellidir. Taraftarın maçlarda günah keçileriyle uğraşmayı bırakıp protesto etmesi gereken saha içi ve saha dışı yöneticilere yönelmesi gerekir. Yine de yöneticiler yeni vaadler ile bu taraftarı bir şekilde ikna etmeyi ve kombineleri satmayı becerirler. En sonunda da müjdeyi verirler: "Deniz Barış'ı gönderdik, bütün sıkıntılar bitti!" diye.

  

Fenerbahçe 1 - Kasımpaşa 3

28 Kasım 2009 Cumartesi



Bekleyeyim dedim maçın sıcaklığı geçsin de öyle yazayım bir şeyler diye. Aslında iyi de oldu. Fenerbahçe ile ilgili yazacak çok şey var şu anda ancak şimdilik sadece bu maç ile ilgili yazmaya karar verdim. Fenerbahçe'nin genel analizini önümüzdeki günlerde ayrıca yapacağım.

1. dakikada Volkan'ın inanılmaz hatası ile Kasımpaşa golü buldu. Volkan bu sene çok maç kazandırdı. Tabi ki kredisi var bir maçta hatalı goller yemek için. Kaldı ki 3. gol de yardımcı hakem ve Volkan'ın ortak hatasından kaynaklanıyor. Ayrıca, 5. dakikada beraberlik golü de geldi ve maç tekrar başladı bir bakıma. Yalnız Fenerbahçe beraberliği sağladıktan sonra yenen golün şokunu da üzerinden attığından daha baskılı ve kararlı bir şekilde Kasımpaşa kalesine yüklenecek diye beklerken, gol pozisyonlarını üreten ve golleri ardı ardına kaçıran taraf Kasımpaşa oldu. Maçın başında Fenerbahçe'nin kadrosunu gördüğümde 4-3-1-2 dizilimiyle sahaya yayılacağını düşünerek, bu durumda hem Selçuk hem de Cristian'ın aynı anda sahada neden bulunduğunu yadırgamıştım. Mehmet Topuz'un oynayacağı bölgeye göre, bu iki oyuncudan hangisinin sağ ya da sol içte oynayacağını düşünürken bir de baktık ki Mehmet Topuz direkt sol açık gibi oynuyor ve ne sağ içte ne de sağ açıkta Fenerbahçe'de hiçbir oyuncu oynamıyor. Böyle olunca da tüm sağ koridoru Gökhan Gönül tek başına kat etmek zorunda kaldı ta ki 72. dakikada Deivid oyuna girene kadar. Hem Fenerbahçe'nin sağ kanadındaki bu dengesiz durum hem de anlaşılmaz bir çizgi savunma anlayışı, Gökhan Güleç ve Cenk İşler gibi en önemli özellikleri süratleri olan oyuncuların Andre Moritz önderliğinde rahat bir biçimde Fenerbahçe savunmasının arkasına sarkmasına olanak sağladı. Ancak biraz bencillik biraz da beceriksizlik sonucu Kasımpaşa farkı artıramadı.

2. yarı başlarken kenarda Özer Hurmacı'yı gördük oyuna girmeye hazırlanırken. Daum'un ilk defa oynatmaya çalıştığı çift santraforlu sistemden vazgeçeğini ve daha dengeli bir orta sahayı deneyeceğini düşündüm bir an için. Bu durumda oyundan Semih ya da Güiza'yı çıkaracağını tahmin ediyordum Alex'ten vazgeçmeyeceği için. Ancak tabela kalkınca yine yanıldığımı anladım. Oyundan Mehmet Topuz çıktı. İlk yarıda kanattan içeriye doğru tek kat eden ve şut atmaya çalışan oyuncuydu kendisi. Özer Hurmacı'nın bu değişiklikten sonra sol kanada yani ilk yarıda Mehmet Topuz'un oynadığı bölgeye yerleştirildiğini gördük. Demek ilk yarıdaki kötü oyunun tek sorumlusu Mehmet Topuz'muş ki oyun anlayışı ile ilgili hiçbir değişikliğe gerek duymadan sadece Mehmet Topuz - Özer Hurmacı değişikliği ile kontrolü ele alacaktı Daum. Ama tabi ki öyle olmadı. Kasımpaşa ilk yarıdan da daha üstün oynayarak ve bu sefer girdiği sayısız gol pozisyonlarından ikisini de gole çevirerek karşılaşmadan galip ayrılmasını bildi. İşin bir ilginç yanı da Fenerbahçeli futbolcuların mağlup duruma düştüklerinde dahi skora isyan ederek ilave bir performans sergileme gereği duymamasıydı. Takıma liderlik etmesi gereken Alex yine sahada bütün maç hafif tempo koşu yaptı.

İki kadro arasındaki fark kesinlikle kıyas kabul etmez. Takımın teknik patronu oyunculara suç bulabilir, oyuncular eksikleri bahane edebilirler maç sonunda olduğu gibi. Hem yerel ligde hem Europa League'de hala lideriz gibi savunmaya yönelik demeçler ile konuyu da çarpıtabilirler. Aslında nasıl cepten yediklerinin itirafı olacaktır bu demeçler bir bakıma. Ya da verilen sayısız pozisyona Bilica'nın eksikliğini bahane gösterecek birçok futbol yorumcusuna rastlayacağızdır yarın gazetelerde ve televizyonlarda takım savunmasındaki eksikliği göz ardı edecek. Bunların hepsi hikayedir tabi. Tek gerçek Kasımpaşa gibi ligin vasat oyuncularına sahip bir takımının gelip Fenerbahçe'yi rahat bir oyunla ve en önemlisi hiç zorlanmadan yendiğidir.

Christoph'dan Masallar

17 Kasım 2009 Salı


Bugün Fenerbahçe TV'de bir programa katılmış Christoph Daum. Programı izlemediğim için tamamında ne konuşulduğu hakkında pek bilgim yok. Ancak, tüm medyanın aklında iz bırakan cümle aynı olmuş; "Puanla dönmek büyük başarı olur".

Avrupalı teknik adamların büyük bölümünden, özellikle ve her ne hikmetse Türk takımları ile olan karşılaşmalarından önce benzer cümleleri sıkça duyarız. Bunu yapmalarındaki temel amaç; rakibi medya önünde favori göstererek hem kendi oyuncularını biraz olsun rahatlatmak hem de rakibi baskı altına sokmaktır genelde.

Sayın Daum konuşmanın geri kalanında da yine Beşiktaş'ın son haftalarda yakaladığı seriden ve oynadığı güzel(!) futboldan bahsetmiş. Bu konuşmaları izleyen ya da okuyan insanlar, Christoph Daum'un yukarıda anlattığıma benzer bir ortam hazırladığını düşünebilirler. Evet Daum'un hazırladığı bir ortam vardır. Ancak bu ortam, alınabilecek başarısız bir sonuca karşı kamuoyu için hazırladığı ortamdır. Çünkü, taraftarlar Fenerbahçe ve Beşiktaş kadrolarını yan yana koyduğunda ya da Beşiktaş'ın oynadığı kötü futbolu göz önünde bulundurduğunda, oluşabilecek başarısız bir sonucu açıklayacak bir bahane bulamaz maç sonunda. Ve tabi ki yıllardır tanıdığımız Christoph Daum bu maça beraberlik için çıkartacaktır takımını. Gerisi işin masalı anlayana...

Fark Var!

16 Ağustos 2009 Pazar


Dün izledik G.Saray-Denizli maçını. Rijkaard 6 oyuncuyu rotasyona soktu. (Bazılarına göre 4 ama Barış ve Kewell ile birlikte 6) Elindeki kadro geniş ve önünde telafisi olmayan Avrupa Ligi biletini alacağı turun ilk maçı var. Ligin ise daha ikinci haftası. Rotasyon yaptığı asıl bölge defans. Neden? Bence nedeni şu; hücum bölgesinde zaten birbirlerinin yerine oynayabilecek çok oyuncu var. Arda-Elano, Baros-Nonda, Kewell ya da Keita-Aydın. Defansta da her oyuncusunun yerine bir tane bulmuş olmasına karşın, oyuncular arasında oldukça kalite farkı var. Takdir edilecek bir hareket. Böylece, tüm oyuncuları hazır da tutabilirsiniz.
Bugün şu anda oynanan F.Bahçe-Sivas maçına gelelim. Bence iki pozisyon haricinde F.Bahçe'nin oyuncu sıkıntısı yok. Birisi Alex, diğeri Gökhan. Ama bu oyuncular ilk onbir başlıyor. Hem de oynayacağınız takım G.Saray'ın oynayacağı rakipten çok daha güçlü. Ve 8. dakikada Alex sakatlandı. Ama Daum için önemli değil. Neden? Çünkü Avrupa ikinci planda. Vizyon bölüm 2...

Aziz Christopher

23 Temmuz 2009 Perşembe


Bugün Türk medyasında, Alman Kicker Dergisi'nin Daum ile yaptığı röportaj geniş yer buldu. Internet sitelerinde okuyabildiğim kadarıyla şunu söyleyebilirim ki; şimdiye kadar gördüğüm en tutarsız röportaj idi eğer yazılanlar doğruysa.
Röportajda Sayın Daum, Fenerbahçe'yi vizyona sahip ve Bayern Münih, Manchester United ve Inter ile birlikte adı anılması gereken bir kulüp olarak değerlendiriyor. Hemen arkasından da Fenerbahçe'nin hedefinin ulusal lig şampiyonluğu olduğunu belirtiyor. : ) En güzel kısmı da burası; "Avrupa da önemli ama ikinci planda." Röportajı her kim yaptıysa sormalıydı bence Bayern Münih, ManU ve Inter'i büyük kulüpler yapan sadece ulusal başarıları mıymış yoksa uluslararası arenada gösterdikleri başarılar mı? Bu kulüplerin popülaritesini ulusal başarıları mı yoksa uluslararası başarıları mı artırıyormuş? Ya da bu kulüplerin kasalarına giren ve bütçelerini hatırı sayılır bir hale getiren ulusal liglerinde kazandıkları maçlar mı yoksa uluslararası turnuvalarda kazandıkları maçlar mı?
Vizyon....... : )
Mehmet Topuz, Özer Hurmacı, Santos ve Cristian için harcanan paralar sezon sonunda Turkcell Süper Lig kupasını havaya kaldırmak içinmiş meğer. 2008'de yarım bırakılan ve aynı zamanda tadı damağımızda kalan, her dakikasında heyecandan yüreğimizin yerinden fırladığı Avrupa macerasının hesabını kapatmak değil belli ki. Gerçi tahmin ettiğimizden farklı bir tablo çıkmıyor karşımıza. Aziz Başkan hedefi küçülttü ve küçük hedeflerin adamını takımın başına getirdi sezon öncesi. Vizyon o kadar geniş ki; tüm diğer etmenleri ortadan kaldırdığınızda zaten ulusal lig şampiyonluğu için olasılık=%33.
Hala Türkiye şampiyonluğunun yalnız başına tatmin ettiği bir Fenerbahçeli olduğuna inanmak istemiyorum. Aziz Başkan'ın gösterdiği hedefe isyan eden bir topluluk görmek istiyorum. Ama maalesef hep destek tam destek bu taraftar yine gider doldurur Feneriumlar'ı, doldurur kulüp kasasını. Buna itirazım yok ama karşılığını istemek hakkıdır. Karşılığı ulusal lig şampiyonluğu değildir. Avrupa'yı ikinci plana atmak da değildir. Benim nazarımda bunun karşılığı her yıl Şampiyonlar Ligi gruplarından çıkan, 2. tur ya da çeyrek final oynayan bir futbol takımıdır. Bu istikrar yakalandığında da elbet bir gün o kupanın finalinde de takımı görebilmektir. Hala taraftar uyutuluyor. Yazık...